call  (216) 344 34 24

Prof.Dr. Mesut Başak

Prof.Dr. Mesut Başak

İç Hastalıkları Uzmanı

Elif Çetiner isimli hastamız 2 Haziran 2012 ile 15 Eylül 2012 tarihleri arasında tokluk kemerini kullanarak toplam 27 kilogram zayıflamıştır. Alttaki resimlerde tokluk kemerini kullanmadan önceki ve kullandıktan sonraki fotoğraflarını görmektesiniz.

Elif Çetiner hanımefendi bizi kırmayarak yaşadığı bu süreci anlatan videosunu yayınlamamıza izin verdi. Bu videoyuda izleyebilirsiniz.

Kendisine bu katkılarından dolayı çok teşekkür ederim.

Prof.Dr. Mesut Başak

Akut Appendisit ile Çok Karışan, Böbrek Yetmezliğine Kadar Gidebilen

Karın Ağrısı ve Ateş Hastalığı: FMF

Ailevi Akdeniz Ateşi ( Familial Mediterranean Fever:FMF), periyodik olarak tekrarlayan karın ağrısı ve ateş nöbetleri ile seyreden bir hastalıktır.Bu hastalıkta bazen ateşe, göğüs ağrısı ve eklem iltihaplanması da eşlik edebilir. Ataklar halinde gelen bu belirtiler akut appendisit ile çok karıştığı için hastaların %60-80’i appendisit ameliyatı geçirmektedir. Fakat maalesef ameliyattan sonra hastanın şikayetleri aynı şekilde devam eder. Eğer hastalık zamanında teşhis edilemez ve erken tedavi edilemez ise, yaklaşık 15-18 yıl sonra böbrek yetmezliği gelişebilmekte ve hasta diyalize girmeğe başlamaktadır.

Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF), Akdeniz bölgesinde yaşamış veya yaşamakta olan Yahudi, Ermeni ve Türk ırklarında daha sık görülmektedir. Hastalığın genetik özelliği olduğundan dolayı hastanın çocuklarında ve kardeşlerinde de görülebilmektedir. FMF hastalığı ülkemizde 1000 kişide 1 oranında görülmektedir.Hastaların %80-95’i 20 yaşından küçük, %5-10’u 20 yaşından büyük ve nadiren de 40 yaşın üzerindedir.

FMF’de karın ağrısı ve ateş atakları ortalama  48-96 saat kadar sürer, belirtiler hastayı yatağa yatıracak kadar şiddetli olabilir ve hastanın şikayetleri bu sürenin sonunda kendiliğinden geçer. Ateş 38-40 °C’ye kadar yükselebilir. Karın ağrısının sebebi karın iç duvarını döşeyen zarın (periton) iltihaplanmasıdır ve bu ağrı süresince genellikle kabızlık, atağın sonuna doğru ise ishal görülülür. Hastanın karın ağrısı şikayeti ve ateşi, appendisit, safra kesesi iltihaplanması ve böbrek taşı hastalıklarına çok benzer, özellikle appendisit ile çok kolay karıştırılabilinir. Bu hastalıkta hastaların %25-80’inde akciğer zarı (plevra) iltihaplanması görülür ve buna bağlı olarak atak döneminde göğüs ağrısı oluşur. FMF’de tutulan bir başka organ da eklemlerdir. Hastaların yaklaşık %25-75’inde eklem iltihaplanması (artrit) oluşabilir ve en sık diz, ayak bileği ve el bileği eklemlerinde görülür. Ayrıca bu hastalarda nadir olarak yaygın kas ağrıları ve bacağın diz altı bölgesinde kızarıklık  oluşabilir.

Ailevi Akdeniz Ateşi hastalığında ateş ve karın ağrısı kriz (atak) döneminde kanda beyaz küre hücreleri (lökosit), CRP, fibrinojen, amiloid A protein ve sedimantasyon değerleri yüksek olarak bulunur. Bu tetkikler kriz dışındaki dönemlerde normal olarak tespit edilir. Ayrıca kriz döneminde hastanın karın muayenesinde karında sertlik, el ile karın bastırılıp aniden bırakıldığında hasta tarafında çok şiddetli ağrı hissedilmesi bulgusunun (ribaund tendernes) olması teşhisin konması için çok önemlidir. Bunlardan dolayı hastalığın tanısının konulabilmesi için bu kriz döneminde de hastanın mutlaka doktor tarafından görülmesi gerekmektedir. Böbrek tutulumu başlamış olan hastaların idrar tahlilinde protein bulunabilir. Hastalığı nesilden nesile taşıyan patolojik gen olan MEFV geni de hastaların büyük bir bölümünde özel kan tahlili ile tespit edilebilir.

Bu hastalık tedavi edilmez ise böbrekte amiloid denilen bir madde birikmekte ve bu da böbrek yetmezliğine yol açarak hastanın diyalize girmesine sebep olmaktadır. Hastalığın tedavisinde colchicine tablet ilacı kullanılmaktadır. Bu ilaç hem atakların şiddetini azaltmakta, hem de atakların daha seyrek gelmesini sağlamakta ve ayrıca böbrekte amiloid maddesinin birikimine engel olarak böbrek yetmezliğini de önlemektedir.

Cuma, 11 May 2012 10:08

Diyet mi, Hayat tarzı mı?

Vücudumuzun %60’ı sudan meydana gelmiştir, geri kalan %40’lık bölümü ise çokluk sırasına göre karbonhidratlar (KH), yağlar ve proteinlerdir. Ben bu son 3’lüyü Redkit’teki “Dalton Kardeşler’e” benzetiyorum. En uzun olanına karbonhidratlar, ortancaya yağlar ve en küçük olana da proteinler ismini veriyorum. Bu üç temel yapı taşlarımız, en önemli enerji kaynağımızdır. İnsan vücudunda oluşan toplam enerjinin %50’si KH’lardan, %35’i yağlardan ve %15’i de proteinlerdendir. 1 gr KH’dan ve proteinden 4 kalori, 1 gr yağdan ise 9 kalori enerji elde edilmektedir. Alınan enerji ile harcanan enerji arasında terazi şeklinde bir denge vardır, eğer bu dengede alınan taraf ağır basarsa kişi kilo alır, tersi olur da harcanan taraf ağır basarsa kişi zayıflar.

Günlük hiç bir aktivite yapmadan ihtiyacımız olan enerjiye bazal metabolizma enerjisi diyoruz: Dengeli bir beslenmede ağırlığımızın her yarım kilosu için 10 kalori almamız bazal metabolizma ihtiyacımızı karşılamaktadır, ayrıca bu kalorinin üzerine günlük aktivitemize göre ihtiyacımız olan  400-700 kaloriyi de almamız gerekir.

Yüzyılımızın hastalığı olan “obezite (şişmanlık)”ye yakalanmamak veya ondan kurtulmak için günümüzde kabul edilen iki önemli unsur vardır; birisi diyet ve diğeri de egzersizdir. İkisi sayesinde alınan enerji ile harcanan enerji kontrol altına alınarak, böylece kişinin zayıflaması veya kilo almaması sağlanmağa çalışılmaktadır. Günümüzde insanlara şöyle bir soru sorsak: “Hakkında en çok konuşabileceğiniz 3 kelime söyler misiniz?” İnanıyorum ki insanların %70’inin cevabının içinde “diyet” kelimesi olacaktır. Size bu yazımda diyet ile ilgili herkesin birçok defa duyduğu genel ve teferruat bilgilerinden söz etmeyeceğim, bilakis gözden kaçan temel bazı konuları açıklayacağım.

“Diyete girmek”, “Diyete başlamak”, “Diyette olmak” gibi kavramları daha baştan reddediyorum, çünkü bu kavramların kelimeleri altında (yani kelimelerin şuuru altında), bir “diyet öncesi” kabullenmişliği ile birlikte, bir de “diyet sonrası” dönemin olduğu vardır. Yani bu kavramları kullandığınız anda, aynı zamanda bir süre sonra bu diyeti bırakacağınızı da ifade etmiş oluyorsunuz. Halbuki bunun yerine biz yemek hayatımızı disipline edip, onu bir hayat şeklimiz haline getirmeliyiz. Nasıl ki uykumuzu her gün bize yetecek kadar uyuyarak ayarlamış isek, eğlence ve gezi günlerimizi hafta sonuna doğru kaydırmış isek, yıllık tatillerimizi belli aylara toplamış isek, yememizi de bu şekilde bize zararlı olmayacak bir hale getirerek normal bir hayat tarzı oluşturmalıyız. Aksi takdirde bu “diyet tünelleri”ne girip-çıkmak hayat yolculuğumuzu çekilmez bir hale getirecektir.

Diyet bilinçsiz bir şekilde yapıldığından dolayı birçok insan sağlığını kaybetmekte ve tamiri mümkün olmayan, ömür boyu sürecek hasarlar meydana gelmektedir. Eğer yanlış bir diyet uygulanırsa bakın vücudumuzda ne problemler meydana geliyor: Baş ağrısı, yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, uyku hali, tansiyon düşüklüğü (hipotansiyon), kalp hastalıkları (ritim bozuklukları, kardiyomyopati), ani ölümler, uyku hali, bulantı, kusma, kabızlık, ishal, safra taşları, adet bozuklukları, sexüel istekte azalma, gut hastalığı, böbrek taşları, soğuğa dayanıksızlık, saç dökülmesi, su ve tuz denge bozuklukları. Bizden söylemesi…

Sıkı durunuz, size şu anda zayıflamanın ve kilo almamanın en önemli tarihî sırlarından birincisini veriyorum: “DOYMADAN YEMEKTEN KALKMAK”. Sadece şu prensibi hayat tarzımız haline getirsek kilo alma veya kilo verememe problemimiz kalmayacaktır. Sebebini size izah edeyim: Midemizi ne kadar çok doldurursak o kadar çok genişler ve büyür. Midenin büyümesi ve genişlemesi de her defasında daha çok gıda doldurularak gerginlik hissi ve dolayısıyla doyma hissi oluşmasına yol açacaktır. Fakat doymadan yemekten kalkarsak, midemizde büyüme ve genişleme olmayacak, bilakis küçük kalarak az miktarda gıda alarak daha da erken doymaya başlayacağız.

İkinci sırrımıza gelince: “YEMEKTE MİDEMİZİN 3’TE 1′İNİ YİYECEK VE 3’TE 1′İNİ SU İLE DOLDURUP, 3’TE 1′İNİ BOŞ BIRAKMAKTIR.” Bu prensipte de amaç mideye girecek olan yiyecek miktarını azaltıp, midenin büyümesini engellemektir. Ayrıca su miktarının arttırılmasının faydası da barsak hareketlerini hızlandırıp, gıdaların barsaktan emilimini azaltmaktır.

Üçüncü sırrımız da şudur: “YEMEK MASASINDA SANDALYEDE OTURURKEN BİR AYAĞIMIZI ALTIMIZA ALIP, DİĞER DİZİMİZİ DİKEREK MİDE BÖLGEMİZİ BACAĞIMIZA YASLAYARAK OTURMAKTIR” Bu oturma pozisyonunda midemiz üzerine bacağımız tarafından dıştan baskı yapılıp, hacmi küçültülerek (genişlemesi engellenerek) daha az miktarda yiyecek ile erken doymamız sağlanır.

Yemek alışkanlığımızı bir hayat tarzı haline getirirken dikkat edeceğimiz noktalardan birisi az ve sık yemektir, diğeri de yemek masamızda Dalton Kardeşlerin 3’ü de belirttiğim oranlarda bulunmalıdır. Kesinlikle yemek masamıza teşrif eden Dalton Kardeşler 1’erli veya 2’şerli kardeşler halinde değil, 3 kardeş bir arada olmalıdır.
Yeni hayat tarzınızda başarılar dilerim…

Kamuoyunun ‘TOKLUK KEMERİ’ ve ‘HURMA DİYETİ’ ile tanıdığı Prof. Dr. Mesut BAŞAK’ın, FITIK HASTALIĞININ tedavisinde yeni bir yöntemi var. Ali Erdal ve Eczacı Kevser Fidan'la birlikte hocamızla bu konuda sohbet ettik.

Av. Kadir BAYRAK: Öncelikle Mesut Ağabeyimizin kendisini tanıtmasını arzu ediyoruz ve Bilecik'le irtibatı hangi noktadan onu öğrenmek istiyoruz.

Prof. Dr.Mesut BAŞAK: Böyle bir ortam hazırladığınız için önce hocama, sonra sizlere teşekkür ediyorum. Hem görüşme, hem de sohbet imkânı oldu. 1962 Kütahya doğumluyum. Hocamla tanışmamız ortaokul birinci sınıfta başladı. O zaman Türkçe dersi hocamızdı ve o günden itibaren kendisiyle tanışmış olmamız bize büyük mutluluk verdi. Lisede de derslerimize devam etti. Biz üniversiteye geçtikten sonra hocamızla olan irtibatımızı kaybetmedik. Sağ olsunlar bizleri her zaman kabul ettiler. Bugün de uzak bir yolculuktan gelmeleri sebebiyle kendilerine bir hoşgeldinize geldik aynı zamanda. Bugün tabiî daha çok IMS tedavisiyle ilgili konuşalım, sohbet edelim diye düşündük. Sizin de buyurduğunuz gibi gerçekten toplumda çok yaygın bir hastalık, bu kas ağrıları. Tabiî kas ağrısı deyince vücudumuzda çok sayıda kaslarımız var. Bu IMS (Intramuscular Stimulation) yani kuru iğne tedavisi ya da kas içi uygulama, tüm kronik, müzmin kas ağrılarının hepsinde uygulanabiliyor. Fıtıklar da bu kas ağrılarından etkilendiği için ve kas tedavisinden fayda gördüğü için fıtık tedavisi de bu yöntemle çözülebiliyor. Toplumda ne kadar yaygın dersek tüm insanlar hemen hemen insanoğlunun % 95'i hayatı boyunca bir kez mutlaka en azından bel ağrısı çekiyorlar. Etrafımıza baktığımızda gerçekten her ailede mutlaka bir fıtığı olan var, en az bir kişi yani, değil mi hocam, sizde de var.

Ali ERDAL:.Fıtıkta bu şekilde kuru iğne tedavisini Türkiye'de sadece siz mi yapıyorsunuz, başka yapanlar var mı?

Prof. Dr. Mesut BAŞAK: Türkiye'de başka yapanlar da var. Yaklaşık 3-4 yıldan beri ülkemizde bu yapılıyor. Bizim ilk olarak yapma özelliğimiz orjinalliği şuradan kaynaklanıyor; ilk defa 1974 yılından itibaren Kanada'da ve Amerika'da bu tedavi uygulanmaya başlıyor. Çin'den gelen bir tedavi. Malezyalı bir profesör tarafından orada kürsüsü kurulmuş ve şu anda Kanada'da aynı kişi tarafından, Profesör Gunn ismi, bu IMS ile ilgili dünyadaki doktorlara kurs veriyor. Bu tedavi yöntemini anlatıyor. Orada anatomi sınavına giriyorsunuz. Bu tedaviyi uygulama sınavına giriyorsunuz ve size bir sertifika veriyor. Bizim farklı olan yönümüz Türkiye'de ilk defa bu sertifikayı alan biziz.

ERDAL: Müessese mi veriyor bu sertifikayı?

Prof. Dr. Mesut BAŞAK: Müessese veriyor. IStop diye bir klinik var. Büyük bir klinik. Orada gidip kursu alıyorsunuz, imtihana giriyorsunuz ve imtihanı geçtikten sonra sertifikayla ülkenize gidip bu tedaviyi yapabiliyorsunuz.

ERDAL: Onun dışında başka sertifika verenler var mı?

Prof. Dr. Mesut BAŞAK: Benim bildiğim kadarıyla başka yok. Çünkü, IMS'yi ilk defa ortaya koyan, çıkaran kendisi. O açıdan muhtemelen sadece ona ait gibi görünüyor. Ülkemizde diğer arkadaşlarımız da bunu yapıyorlar. 3-4 kişi Türkiye'de yapıyor. Ama dediğim gibi sertifikalı olarak ilk defa biz başlatmış olduk.

ERDAL: Türkiye'de bir mevkiden veya bakanlıktan ben böyle tedavi yapıyorum diye bir izin alınıyor mu? Yoksa tıp tahsilini yapmış olanlar, doktorlar bunu öğrenip, sertifikasını alırlarsa yapabiliyor mu?

Prof. Dr. Mesut BAŞAK: Yapabiliyorlar. Bir tedavi yöntemi aslında. Nasıl hipertansiyonu, şeker hastalığını bir doktor tedavi edebiliyorsa, eğer bunu öğrenmişse bunu bir tedavi olarak yapabilir. Herhangi bir izne gerek kalmıyor. Sertifika yeterli.

BAYRAK: Kuru iğne tedavisi dediniz, Çin dediniz, Uzakdoğu. Akupunkturla bunun bir farkı, benzer yanı var mı?

ERDAL: Bu da bir çeşit akupunktur mu?

Prof. Dr. Mesut BAŞAK: Bunu hastalarımız çok soruyorlar bize. Ben öce akupunkturu izah edeyim. Akupunkturda ciltte iğneler uygulanıyor. Cilt üzerinde bizim sinir uçlarımız var. Bu sinir uçları iğneyle uyarılarak, iğne sinir ucuna batırılıyor ve orada belli bir süre kalıyor. 5, 10, 15 dakika durumuna göre. IMS'de ise iğne kasın içine giriyor. Yani ciltle değil, tamamen problemli olan kası buluyoruz. O kas problemli olması sebebi, boyunun kısalması. Biz o kasın içine girerek kası gevşetiyoruz. Gevşeyince de kas eski fonksiyonlarına dönmüş oluyor. Akupunkturdan böyle bir farklılığı var. Biz iğneyi içine girdiğimiz zaman orada kalmıyor. Bunu da hastalarımız çok soruyor. Akupunktur ise belli bir süre orada kalıyor. Biz giriyoruz, 2-3 defa uyarıp oradan çıkıyoruz.

Ecz Kevser FİDAN: Sayın hocam ben uygulama süresi hakkında bilgi almak istiyorum. Uygulama öncesi lokal anestezi gerektirecek bir ağrı oluşuyor mu? Yine uygulama sonrası etkinlik süresinde bir sınır var mı ilaç gibi tekrarlamak gerekiyor mu kür şeklinde?

Prof. Dr. Mesut BAŞAK: Hastanın yaşına göre tedavinin sıklığını ayarlıyoruz. Yaşlı olan kişilerde daha seyrek yapıyoruz bunu. Orta yaşlarda ve gençlerde daha sık yapıyoruz. En sık 2 günde bir, 3 günde bir düşünmek lâzım. En seyrek olarak da haftada bir gerekiyor. Süresine ise ben diyorum ki hastalarıma siz karar verin. Hem böyle olunca altında ekonomik bir beklenti olmadığı çok rahat anlaşılmış oluyor, hastaya bir güven veriyor. Nasıl hastaya bırakıyorum? Hasta diyor ki hocam ben rahatladım, ağrım kalmadı. Tamam bırakıyoruz.

ERDAL: Yani bu tedavi olmak mıdır? Rahatlayınca artık tedavi olmuş mudur? Yoksa hasta yanılıyor olabilir mi? Yani geçici bir süre rahatsızlığı gider, tedavi olmadığı halde ağrı duymamış olabilir mi?

Prof. Dr. Mesut BAŞAK: Evet dediğiniz doğru. Bazı hastalıklarda bu yanıltıcı olabilir. Ama burada tecrübelerimize göre ve yapılan eski çalışmalara da bakılmış ki gerçekten hasta tamamen ağrıları rahatladığı an tedavi olmuş oluyor. Biz bunu daha sonra MR'larla da kontrol ediyoruz. MR'lardaki patolojide de tam tedavi olmuş mu olmamış mı, 3 ay-6 ay sonra kontrollerimizi yapıyoruz. Şu ana kadar yaptığımız en az 3 tedavi, en fazla da 12 tedavimiz var. Yani hastalarımız 3 ilâ 12 seans arasında iyileşiyorlar hamdolsun.

ERDAL: Yani 1 haftayla 20 gün arasında gibi mi?

Prof. Dr. Mesut BAŞAK: Yok. Bu seans sayısı hocam.

ERDAL: Seans sayısı yani ikiye katlanırsa o kadar süre için mi uygulanıyor?

Prof. Dr. Mesut BAŞAK: Bazısı 3 günde bir, bazısı 4 günde bir, haftada bir olmuş olabilir. Ama seans sayısı olarak kişinin kaslarının ağrısının şiddetine, problemin yaygınlığına göre bu seansların sayısı artabiliyor. Bir lokal anestezi yapmıyoruz. Çünkü çok ince iğneler kullanıyoruz. Yani bunların çapı 0,3 milimetre. Yani milimetrenin üçte biri kadar kullandığımız iğnelerin çapı. Dolayısıyla normal bir kasa batırdığınız zaman hasta hiç ağrı hissetmiyor. Problemli kasta da biraz ağrı hissediyor ama nasıl bir sivrisinek ısırmış gibi, ya da çok şiddetli bir kas problemi varsa o zaman da penisilin iğnesi ağrısı gibi biraz. Öyle bir ağrı duyabiliyor. Biz bunu yaklaşık 1,5 - 2 yıldır ülkemizde uyguluyoruz. Literatüre baktığımız zaman da hemen hemen aynı. Eğer kişi bizim söylediğimiz hal ve hareketlere dikkat ederse, yeni bir hayat tarzı kendine seçerse, oturma, kalkma, yatma bunların şekillerini söylüyoruz. Bu tekrarlamıyor. Zaten burada eğer fıtıktan bahsediyorsak, fıtık geriye dönüyor, toparlıyor tamamen. Ama tabiî kalkar 50 kiloluk çuvalı kaldırırsa, çok yüksek bir yerden atlarsa, yani o daha evvelki hatalarını yaparsa tabiî ki tekrarlayabilir.

ERDAL: Deriye nüfuzu anlaşıldığına göre 1-2 milim var veya yok herhalde, yani insan bedenine girdiği mesafe iğnenin?

Prof. Dr. Mesut  BAŞAK: Bu hocam kasın kalınlığına göre değişiyor. Yani iğnelerimizin uzunluğu 2,5 cm.den başlıyor 7,5 cm.ye kadar. Meselâ kolunuzdaki bir kasa yapılacak. Bir örnek vereyim hemen; benim bir doktor arkadaşım trafik kazası geçerdi, yaklaşık 4-5 ay önce, kolunda geçmeyen ağrısı vardı. Bizim yaptığımızı duydu geldi. 2,5 cm.lik iğne ile orayı uyarıyoruz. Diyelim ki bacak kasınıza yapılacak orada biraz daha uzun iğne kullanıyoruz. Kasın kalınlığına göre buna karar veriyoruz, iğnemizi ona göre seçiyoruz.

BAYRAK: İğne orada kalıyor mu?

Prof. Dr. Mesut BAŞAK: Kalmıyor iğne orada. İğneyi kasın problemli yerine, hem MR ile hem de muayene ile bunu anlayarak yavaşça giriyoruz. Girdikten sonra iğnenin ucu tamamen çıkmadan 1-2 kez orada manevra yapıyoruz sağ-sol, kasın içini tamamen uyarıyoruz. Bu uyarmayla kasın gevşemesini sağlamış oluyoruz ve ondan sonra çıkıyoruz hemen. Eğer sırt bölgesindeyse bir üst kası, bir üst kası bu şekilde problemi çözüyoruz.

ERDAL: Kasa bir maddenin değmesiyle mi kas kendini gevşetiyor yoksa sizin oraya koyduğunuz maddeden dolayı mı?

Prof. Dr. Mesut BAŞAK: Tamamen iğnenin kendisini o kası mekanik olarak uyarmasıyla ilgili. Örneğin halk arasında kulunç var. Kulunç ne demek? İşte sırtımızda bir kas oraya toplanmış. Aslında bunun mekanizması, orada bir ağrı vardır inanılmaz. Oradaki kas uzunken kısalmıştır, toplanmıştır oraya. Ne yaparsınız? Dersiniz yenge hanıma şurayı bir ov bakalım, masaj yap. Hakikaten oraya bir masaj yaparız kas ne olur gevşer ve rahatlar. İşte bu bir mekanik uyarı, kası gevşetiyor. İğne de aynı şekilde. Yani biz fıtıktaki sebep olan kasa elimizle ulaşıp masaj yapamadığımız için oraya bu iğnelerle ulaşıyoruz ve iğneyle masaj yapmış oluyoruz. Oradaki kas da aynı şekilde normal uzunluğunu kaybetmiş kısalmış kaslar. Kas kısalınca kemiği çekiyor, omurgayı. Üstteki ve alttaki omurga çekilince aradaki diskte sinire doğru kayıyor ve fıtık meydana geliyor. Yani bizim diskle sinirle hiç bu bölgeyle alâkamız yok. Biz başlangıçta temel sebebi ortadan kaldırmış oluyoruz. Kası gevşetince omurga kemikleri yerine oturuyor, diskte tekrar eski yerine gelmiş oluyor.  Böylece hem ağrı geçiyor, hem de fıtık toparlamış oluyor.

ERDAL: Bunu tespit eden doktora teşekkür etmek lazım. Yani kasın bu şekilde böyle bunlara sebep olduğunu keşfetmiş, ondan sonra da böyle tembihle, iğneyle bunun giderilmesini keşfetmiş.

Prof. Dr. Mesut BAŞAK: Doğru gerçekten inanılmaz bir tedavi yöntemi. Hiçbir riski yok, komplikasyonu yok. Tabiî ehil ellerde olursa. Sinirin, kasın, damarın nerde olduğunu bilen bir kişi yaparsa. Hastalar hakikaten ürkek ve korkak geliyorlar. Nasıl olur bir iğne tedavisi benim fıtığım yok olacak, ağrım kalmayacak? Ama hasta her seanstan sonra rahatlamaya başladıkça başka hastaları size çağırmaya başlıyor. Çünkü güveni artıyor ve gerçekten yaşamak gerekiyor. Sizin de fıtığınız var bilirsiniz hocam, hayat kalitesini çok bozuyor.

FİDAN: 15 yaş üzeri tüm yetişkinlerde uygulanabiliyor yöntem bildiğim kadarıyla. Peki kronik hastalığı olan kişiler var yetişkinler içinde. Onlarda herhangi bir yan etkisi var mı?

Prof. Dr. Mesut BAŞAK: Bilakis özellikler romatizması olan benim birkaç vakam oldu, kronik bir hastalığı var, iltihaplı eklem romatizması. Hastanın dizleri, el bilekleri, dirsekleri deformite olmuş, bu da eklem hastalığından biri. Tabi bu deformitin kasları kısalması çok büyük bir problem. Diz ağrısından duramıyor hasta. Dizle ilgili problemlerde üst taraftaki kasların, dirsekte daha yukarıdaki kaslara, el bileğinde koldaki kaslara uygulayarak bu hastaların ağrıları geçiyor. Tabi romatizmaya faydası yok. Bunun altını çizmek lâzım. Romatizma sonucu meydana gelen eklem ağrılarına çok faydası var. Kanserli, diyabetli, hipertansif bir hastaya, kalp hastasına yapılabilir. Buna hiçbir engel yok. Peki kime yapılmaz? Hamilelere yapılmıyor, emziren kadınlara ben yapmıyorum. Tıp müsaade ediyor, ben yapmıyorum. Neden yapmıyorum? Hani bu halk arasında kalpertünel sendromu diyoruz ya, yani kişinin el bileğinden geçen sinirleri var. Bu sinirler çocuğu kaldıra kaldıra sıkışıyor, elde uyuşma, keçelenme oluyor. Müthiş ağrıyor. Şimdi çocuğu kaldırdığı sürece buraya yapsanız da faydası olmuyor. Çünkü dinlenmesi lâzım. Onun için ben diyorum ki çocuğun 4 yaşına gelsin ondan sonra yapalım. Vücudunda protez, pilak, kalp pili varsa yapmıyoruz. Onlar metal, bizim iğnemiz de metal. Tabiî ki tüm organlar arasında bir iletişim var. Kalple ilgili bir takım ritim bozuklukları olabilir, sinir yetilerini etkileyebilir, beklide yan etkili bir şey görünmemiş ama tedbir açısından bu şekilde bir yol izliyoruz.

ERDAL: Hemen hemen %100 uygulanabilir denebilir, yani bunlarda yerine göre aşılabilir?

Prof. Dr. Mesut  BAŞAK: Evet. Ameliyatlı kişilere, ameliyat derken, meselâ bel fıtığından ameliyat olmuş, size tedaviye gelmek istiyor. Onlara yapmıyoruz. Neden? Çünkü oradaki bel fıtığına sebep olan kaslar tamamen yıpranmış oluyor. Kesiliyor, biçiliyor, plak konuluyor. Orada bizim gevşeteceğimiz kas yok ortada. Fayda görür belki % 30 - % 40 ama bu iş ticarî olur o zaman, doğru olmaz. Böyle bir engel yok ama ben yapmıyorum ameliyatlı olan kişilere. Doğrusu da yapmamak lâzım. Ama belinden ameliyat olmuş, boyun fıtığı var, buradakine yapılabilir, o problem değil.

ERDAL: 1 seansta hem boynu için, hem beli için, hem sırtı için yapılabiliyor mu?

Prof. Dr. Mesut  BAŞAK: Evet. Onu yapıyoruz hocam. Zaten prensibimiz böyle. Komple, biranda hepsini yapıyoruz. Hasta komple tedaviye başlamış oluyor.

FİDAN: Bunun Türkiye'de sertifikalı olarak lideri sizsiniz. Bu konuda yeni kişilerin eğitim alması için veya üniversitede bir bölüm olması için, uygulamaların yaygınlaşıp her hastanede uygulanabilir hale gelmesi için sizin bir girişiminiz var mı?

Prof. Dr. Mesut BAŞAK: Var. Bu hakikaten Türkiye için çok önemli, yapılması da gerekiyor. Bunu Kanada'da yapan ISTOP diye bir merkez var, Profesör Gunn. Biz onlarla yaklaşık 4 aydan beri yazışıyoruz. Teklif ettik, yani ISTOP'un Türkiye temsilciliğini biz kuralım. Onlardan hocalar getirelim, burada eğitim verelim, 10-20 kişilik doktor arkadaşlarımıza ve bunu yaygınlaştıralım. Onların kendi Sağlık Bakanlığı diye bir kurumları var. Şu an ISTOP merkezi orayla görüşme halinde eğer oradan izin alırlarsa, o zaman buraya “ISTOP in Turkey” gibi bir temsilcilik düşünüyoruz inşallah.

ERDAL: Fıtık hastalığı üşüme hissi de meydana getiriyor mu? Fıtık tedavisi bunu da giderebilir mi?

Prof. Dr. Mesut BAŞAK:  Bu hastalarımızın % 40 - % 50'sinde var hocam. Yani fıtığı olan veya boynunda, kolunda sinir sıkışması olan. Tabiî biliyorsunuz ağrı hisleri sinirlerle beyne gidiyor, dolayısıyla etkileniyor. Orada bir soğukluk oluyor ve kişi üşüme hissi duyuyor. Bunda da toparlama oluyor hocam. Hastalar bu yönden rahatlıyorlar.

FİDAN: Bayan ve erkekler arasında tedavide cevap açısından fark var mı? Fiziksel yapı olarak farkı gözlemleyebildiniz mi?

Prof. Dr. Mesut BAŞAK: Gözlemledim. Yaşlılar daha iyi cevap veriyor. Yaşlılar tedavi esnasında hemen hemen hiç ağrı duymuyorlar. Az ağrı duyuyorlar. Meselâ bir hastam vardı 84 yaşında, emekli bir albay. Hiç gık demiyor hasta, ses çıkmıyor. Biz de rahat oluyoruz. Çok az ağrı hissediyor. Bu hastamız 5 seansta pırıl pırıl oldu. Hocam ben çok gezdim bu konuda, çok memnun kaldı, rahat yürümeye başladı, ağrılarım gitti dedi. Bayanlarda tedavimiz biraz daha uzun sürüyor. Bence birazcık psikosomatik yönleri ön plânda. Çünkü kadının toplumdaki sorumluluğu çok fazla. Hele çalışan kadın sayısı arttı. Bence madalyalık, çalışan kadınlar. Ama ne oluyor? Bu sefer kendinden veriyor. Onların tedavi süresi birazcık daha uzuyor. Ama cevap yönünden sonra da erkeklere yetişiyorlar. Boyun bölgesi problemi kadınlarda çok fazla. Yaşam tarzı, meslekler etkili bunda. Hele bilgisayar artık günümüzde o kadar çok arttı ki. Biz oturmayı bilmiyoruz hocam. Yere bir şey düştü mü onu yerden almayı bilmiyoruz. Hatta ben dedim ki, ISTOP'un merkezini açarsak ilkokullara ders koyduralım. Yere bir şey düştü mü, bunu hastalarımıza da söylüyoruz, bacaklarınızı kırın, çömelin, öyle kaldırın. Meselâ bilgisayar karşısında hep yan durmayın. Mümkünse daha dik durmaya çalışın. Yarım saatten fazla oturmayın. Kalkın 5 dakika dolaşın. Yarım saatten fazla ayakta durmayın. 5 dakika oturun. Sabit pozisyonda kalmamalıyız. Çünkü kas kısalmasının sebebi o zaten. Bu tedavimizin çok enteresan bir faydası daha var. Kamburluğa faydası var. Meselâ bugün Bodrum'dan bir hastamız aradı. Habertürk'te çıkan haberimizi okumuş. Skolyozu var hastanın. Yani skolyoz demek, omurganın S halini alması. 55 yaşında bir bayan hasta. Bir hastamız vardı 23 yaşında genç bir mimar. Kürek kemiğinin biri aşağıda biri yukarıda. İnanılmaz hoşuna gitti. Biz ona 9 seans yaptık. Bir başka hastamızın omurga kemikleri dışarı çıkmıştı. Kemikler dışarıdan görünüyordu. Onun da 7 seansta hiçbir problemi kalmadı. Bunlar doğuştan kambur değil. Hafif kamburluk, hafif asimetrik, hafif skolyoz.

ERDAL: Bu zamana kadar kaç hasta tedavi ettiniz?

Prof. Dr. Mesut  BAŞAK: 200'ü buldu.

ERDAL: Bunların içinde tedavi görmedim, hâlâ aynı durumdayım gibi şikayetler oldu mu?

Prof. Dr. Mesut BAŞAK: Olmadı hocam. Biz hastalarımızı tedavi ettikten sonra bırakmıyoruz. Ne yapıyoruz? Tedavi öncesi eğer fıtıksa mutlaka o bölgenin MR'ını çektiriyoruz. Hastaya gösteriyoruz, burası fıtık, burada kas kasılmış, burada baskı yapmış. Tedaviden 3 ay sonra bir MR daha çektiriyoruz. Gerçekten ilk 3 ay % 30 geriye dönüyor. 6 ay sonra tekrar bakıyoruz. Bu toparlanma % 80'lere kadar varıyor.

FİDAN: Yaşlılarda oluşan boy kısalması, mesela 87 yaşında bir hastamız var, kendisi 1980'de aldığım pantolonumu 20 cm. kısalttırdım, ancak o şekilde denk geldi, boyum kısalmış diyor. Ona rutin bir tedaviyle bu metot uygulanabilir mi?

Prof. Dr. Mesut  BAŞAK: Boy kısalmasının birinci sebebi omurganın kemiklerinin erimesi, ikincisi dimdik olan vücutta kamburluk meydana geliyor, belde de aynı şekilde kıvrımlar meydana geliyor. Tabii kaslar eriyor. Boyun küçülmesine engel olamayız ama bu kişinin ağrılarını tedavi edebiliriz. Şunu söyleyeyim, mimar olan arkadaşım dedi ki, hocam yakın arkadaşlarım bana senin boyun mu uzadı demeye başladı. Yani yalancı boy kısalığı varsa bu toparlar. Kişi ağrıdan dolayı kendini salmışsa rahatlayınca normal boyuna eriyor. Yalancı boy kısalmasını ortadan kaldırabiliriz.

ERDAL: Biz fıtıktaki ağrılarımızdan dolayı sıkıntımız var deyip doktora gidiyoruz. Aslında ağrılarını hissetmiyoruz ama fıtık yine de olabilir mi? Yani bir fıtık hadisesi var, fakat ağrı çok az olduğu için, üşüdüm de oldu, şunu yedim de oldu, şuraya çıktım da oldu diyoruz. Bu durumda her hangi bir hastanın da MR çektirip size gelerek benim bu durumumda tedaviyi gerektiren bir şey var mı diye sorması da mümkündür herhalde. Siz ona bakıp siz de fıtık yok ama bir tedavi uygularsak daha iyi olur denebilir.

Prof. Dr. Mesut BAŞAK: Tabi. Yani ağrıların hepsi fıtığa bağlı olmayabilir de. Kas spazmı, boynun kısalması da fıtık oluşturmadan da ağrı meydana getirebilir. Meselâ biraz önce dedim, kalper tünel sendromu, kişinin kol bölgesindeki kaslarının boyu kısalıyor, kısalınca bunun tendonları var kirişleri var, o kirişler el bileğinden geçiyor. Bu kirişler yukarı çekilince aralarında sinir sıkışıyor. Sıkıştırınca elde uyuşma, keçelenme, güçsüzlük, buna kalper tünel diyoruz. Biz buradaki kası uyardığımız zaman tedavi edince kas gevşiyor, kirişte inip yerine oturuyor, sinir de rahatlıyor.

ERDAL: Anlaşıldığına göre fıtık dışında da bir takım tedavileri mümkün, yani kas rahatsızlıkları da var başka herhalde?

Prof. Dr. Mesut BAŞAK: Doğru. Kronik yani bir kişinin 3 aydan fazla bir yerindeki kası ağrıyorsa bu tedaviden fayda görür. Mesela bir hastamız vardı, genç bir bayan. Ben yemek yerken, konuşurken çene kasım ağrıyor diyor. Bize yeter ki kas gösterin. Kas gösterirseniz tedavi ederiz. Oraya 5 seans uyguladık.  Çiğneme kasının en küçük, en ince yerine girdik, uyardık her gün. Hiçbir şeyi kalmadı. 65 yaşında başka bir hastamız vardı. Kalçasındaki kas taş gibi olmuş. Diyor ki ben oturarak namaz kılabiliyorum. O bel fıtığı için gelmişti bize. Ama baktık ki orada da top gibi kas olmuş. Oraya 3 seans uyguladık. Teyzemiz sonra yatıp kalkıp namazını kılmaya başladı. Hiçbir şey kalmadı orada. Uludağ'a kayağa gitmiştik. Orada düştüm. Avuç içi kasım sabahları kalktığımda hem şiş hem ağrılı hissediyorum ama kendime de yapamıyorum. Eşime dedim, gösterdim orayı. Dedim sen burayı bir yap bakalım, benim kontrolümde tabi. Eşim sağ olsun 1 seans yaptı ve hiçbir şey kalmadı. Gerçekten çok harika, etkili bir yöntem. Bu problemin yerine göre, kasın büyüklüğüne göre, şiddetine göre seanslar değişebiliyor.

BAYRAK: Ben son olarak, hastalar size nasıl ulaşacaklar ve tedavinin maliyeti ne olur diye sormak istiyorum?

Prof. Dr. Mesut BAŞAK: Benim İstanbul'da muayenehanem var. Ayrıca Yalova Üniversitesi'nde de öğretim üyesi olarak çalışıyorum ama orada Tıp Fakültesi daha kurulmadığı için şu an hasta bakamıyoruz. Muayenehanem Çamlıca-Ümraniye'de. Hastamızı önce bir muayene ediyorum. Her türlü şikayetlerini dinliyorum. MR'ı yoksa MR istiyorum. Muayene ile kas problemli yerleri buluyoruz. Güzel muayene yöntemlerimiz var. Muayene ücretimiz 200 lira. Yeni profesör olduk belki onu artırabiliriz ama şu anda yok öyle bir durum. Bu IMS tedavisinden her seansta 150 lira alıyoruz. Aslında 45 dakika-1 saatim gidiyor yani o süreye göre 150 lira çok az bir para ama şu an böyle gidiyor. Hastalarımız da bundan memnun.

BAYRAK: Çok teşekkür ederiz.

Prof. Dr. Mesut BAŞAK: Ben teşekkür ederim.
Kardelen

‘Belimin ağrısından rahatça eğilip kalkamıyorum’ ya da ‘Sırtım o kadar ağrıdı ki bütün gece uyuyamadım’… Türk toplumunda kas ve eklem ağrıları fazlasıyla yaygın olduğu için çevremizde bunun gibi şikayetleri o kadar sık duyuyoruz ki artık neredeyse kanıksadık.

Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Klinik Şefi Doç Dr Mesut Başak işte bu kronik ağrılara yol açan kas kasılmalarını Türkiye’de ilk kez, sertifikalı olarak yeni bir yöntemle tedavi etmeye başladı.

TÜRKİYE’DE İLK KEZ”SERTİFİKALI OLARAK UYGULANIYOR

‘Dünyada bu yöntem 1974’den beri uygulanıyor. IMS’nin babası olarak bilinen yani bu tedavi yöntemini dünyada ilk kez tıbbi tedavi yöntemleri arasına koyarak bu konuda bilimsel yayınlar yapan Prof. Dr. Chan Gunn, halen Kanada’nın Vancouver kentinde dünyanın dört bir yanından gelen doktorlara bu tedavi yöntemini uyguluyor.Doç Dr Mesut Başak kendisinin de Gunn’den bu yöntemi öğrenerek sertifa aldığını anlatan Başak, ‘Pain Clinic isimli merkezde pekçok ülkeden gelen doktorlarla birlikte bir kursa katıldım. Teorik ve pratik olarak. Prof.Gunn bizleri bu tedavi yönetmini uygulayabilecek seviyeye getirdi ve sertifa aldık. Ben de şimdi ilk kez Türkiye’de bir eğitim ve araştırma hastanesinde, sertifikalı olarak bu yöntemi uygulamaya başladım’diyor.

KRONİK AĞRININ TEMEL NEDENİ: KASLARIN KISALMASIDIR

Kronik ağrılar vücudumuzun baş, ense, kollar, omuzlar, sırt, bel, kalça, bacaklar gibi bir çok bölgesinde olabilir.Kronik ağrılarda temel mekanizma, ağrının olduğu bölgedeki kasların uzunluğunun kısalmasıdır.Buna “kas kısalması” yani shortining denir. ‘İlgili kasın boyunun kısalması sonucunda, o kasın yönettiği eklemde şekil ve pozisyon bozukluğu olur’ diyen Doç Dr Mesut Başak bunun sonucunda da eklem kapsülünün gerildiğine ve eklem bölgesindeki sinire bası sebebiyle ağrı meydana geldiğne dikkat çekiyor.

BU DURUMU BİR ÖRNEKLE ŞÖYLE ANLATABİLİRİZ

Bel fıtığı olan bir hastada beldeki omurları kontrol eden kaslar kısaldığı için omur kemiği geriye doğru çekilir .Ve iki omur arasındaki disk öne kayarak ilik dediğimiz sinire baskı yapar, bunun sonucunda da kronik ağrı meydana gelir. Eğer bu omur kemiklerini yöneten kısalmış kaslar gevşetilerek eski haline getirilirse geriye çekilmiş olan omur kemikleri normal yerine gelecek ve iliğe olan baskı ortadan kalkacaktır. Bunun sonucunda kişinin hem bel fıtığı düzelecek ve hem de kronik ağrısı ortadan kalkacaktır.

IMS YÖNTEMİNDE ÇOK İNCE İĞNELERLE KAS UYARILIYOR IMS

yani Intramuscular Stimulation yöntemi; kronik ağrıya sebep olan kısalmış kasın içine çok ince (0,3 mm) iğne ile girilip kasın uyarılmasıdır. IMS’nin uygulanması esnasında hastanın herhangi bir ağrı hisetmediine dikkat çeken Doç. Dr. Mesut Başak, ‘sadece kasın içine girip, kası uyardığımız anda sivrisinek ısırığı ağrısından da az bir ağrı hissedilmektedir.Üstelik IMS yöntemi sadece kronik ağrıyı geçici olarak değil, bu ağrıya sebep olan temeldeki bozukuluğu da ortadan kaldırmaktadır’ diyor.

IMS YÖNTEMİNİN UYGULANDIĞI RAHATSIZLIKLAR
*Tedaviye rağmen geçmeyen kronik ağrılarda
*Fibiromiyaljide
*Kronik romatizmal hastalıkların ağrılarında
*Carpal turnel sendromunda *Sinir basısına bağlı nöropatik ağrılarda kullanılmaktadır.

IMS tedavi seanslarının sayısı ağrıların azalma hızına göre belirlenmektedir.Her tedavi seansı ortalama 15-20 dk kadar sürmektedir. IMS’nin bir başka özelliği de ilk seanstan itibaren çok hızlı olarak hastanın karonik ağrılarını rahatlatmaktadır. IMS tedavisi ile iyileşen hastalarda ilerleyen dönemlerde ağrının nüksetmesi oldukça nadirdir.

İnsanlığın ufku olan O’nun tarafından bir an görülen veya O’nu bir an görenler, açken açlıklarını hissetmemek için midelerinin üzerine taş bağlarlarmış. Ne enterasan değil mi? Az yemek ve acıkmamak için yapılan bir uygulama… Bir Hekim olarak bunu düşündüm, bunu tıbbi olarak acaba nasıl izah edebilirim diye?.. Mideye dıştan sert bir cisim ile baskı yapılması mide hacmini küçültmekte, bunun sonucunda da hem dolgunluk oluşturarak tokluk hissi vermekte ve acıkma olmamakta, hem de kişi daha erken olarak doymaktadır.

Obezite (şişmanlık), yüzyılımızın en büyük sağlık problemlerinden birisi olarak görülmektedir, hatta artık tek başına bir “hastalık” olarak kabul edilmektedir. Kendisi hastalık olduğu gibi, Hipertansiyon (yüksek tansiyon), Diabetes Mellitus (şeker hastalığı), Kalp Hastalıkları, Kanser, Mide –Barsak Hastalıkları ve daha bir çok hastalığı da beraberinde getirmektedir. Ülkemizde 2010 yılında yapılan bir araştırmada obezitenin %52 ve fazla kilonun %34 oranında görüldüğü tespit edilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nde şu anda obezite %30 iken, bu oranın 2030 yılında %100 olacağı tahmin edilmektedir. İnsanlar “Acıkmadan yemeğe oturmayınız ve doymadan yemekten kalkınız.” prensibine uymadıkları için bu şişmanlık illetine yakalanmaktadır.

Tıp Dünyası, obeziteyi tedavi etmek için günümüze kadar bir çok yöntemler geliştirmiş, fakat istenilen sonuçlar tam olarak elde edilemediği için halen bu yöntem arayışları devam etmektedir. Obezitenin tedavisinde halen uygulanmakta olan önemli tedavi seçeneklerinden birisi de cerrahi yöntemlerdir: Midenin küçültülmesi, mideye kelepçe takılması, midenin içine balon konulması gibi… Bu cerrahi yöntemlerde amaç midenin iç hacmini küçülterek erken tokluk hissi oluşturmaktır, fakat çok düşük de olsa bu uygulamalarda bazı komplikasyon (zarar verme) riskleri vardır.

“Mideye taş bağlama” hadisesinden hareket ederek, şişman olan insanların hem zayıflamasını sağlayacak ve hem de verdikleri kiloları tekrar geri almalarını engelleyecek, aynı zamanda da vücuda herhangi bir zarar vermeyecek bir tedavi yöntemi tasarladım. Buna “Extragastrik (mide dışından) Balon Uygulaması” adını verdim. Yani, dışarıdan midenin üzerine bir balon konularak mideye baskı yapılacak, bu da midenin hacmini küçülterek tokluk hissi verecek, bunun sonucunda kişi daha az yemek yiyecek, daha erken doyacak ve kendini devamlı olarak tok hissedecek. Bu balon, beli tamamen saran bir korsenin tam mideden geçen yerine monte edildi, bu balonun basıncı özel bir barometrik sistemle kolaylıkla ayarlanabilmektedir. Şişman veya fazla kiloları olan kişi bu balonlu kemeri sabah kalktığında karın bölgesine takacak ve gece yatarken tekrar çıkaracaktır. Bu “Extragastrik Balon Uygulaması” tasarımı şu ana kadar Tıp Literatüründe mevcut değildi, inşallah bu tasarım ve tedavi yöntemi bir “ilk” olacak. Kemer şu an bir model olarak oluşturulmuş olup, tasarımın ve üretimin patenti için gerekli müracaatlar patent-avukatlarım tarafından yapılmıştır. Ayrıca bu tedavi yöntemini ilk defa uygulanacağı gönüllü 80 obez kişiden oluşan bir tıbbi çalışmaya inşallah 15 gün içinde başlanacak ve bu çalışmanın sonuçları Tıp Dünyası’nda yayınlanacak.

Tüm bu anlattıklarımı yazılı basında ilk kez, bende çok emekleri olan Sayın Ali Erdal Hocam’ın büyük fedakarlıklarla ve başarı ile çıkardığı “Kardelen Dergisi”nin siz değerli okuyucuları ile paylaşıyorum. Bir sonraki sayıda obezite tedavisinde önemli bir yeri olan “Diyet” konusunda yine Tıp Literatüründe bir “ilk” olacak olan, zayıflamamıza yardımcı olacak bir gıda ile ilgili tasarımımı inşallah yine yazılı basında “ilk kez” size açıklamak istiyorum

Çarşamba, 09 May 2012 08:59

Hurma : Tokluk Diyeti

Cansızların en üstünü, “mercan” imiş, çünkü tıpkı bir bitki gibi davranıp, bulunduğu kaya üzerinde tutunurmuş. Bitkilerin en üstünü “hurma” imiş, çünkü hayvanlar gibi dişisi ve erkeği varmış ve döllenerek meyveleri olurmuş. Hayvanların en üstünü ise “at” imiş, çünkü insanlar gibi renkli rüya görürmüş. İnsanlığın en üstünü ise “Gaye İnsan, Ufuk Peygamber” olan O’dur.

İnsanlığın Gayesi ve Peygamberliğin Ufku diyor ki: “Size bir hurma ve bir su yeter.” Bu sözü duyduğumda kendi kendime şunu düşündüm: Bir insanın sağlıklı olarak hayatını sürdürebilmesi için her gün mutlaka şeker (karbonhidrat) (% 50), protein (% 30) ve yağ (% 20) temel gıdalarını alması gerekir. Ayrıca sağlıklı yaşayabilmesi için birçok vitamin de almak zorundadır.
“O böyle söylüyor ise, bu mutlaka doğrudur.” inancı ile hurmanın içeriğinde de mutlaka karbonhidrat, protein, yağ ve vitaminlerin olması gerekir diye düşündüm ve hemen hurmayı araştırmaya başladım. Gördüm ki hurmanın içinde neler yok ki, içerikleri alt alta yazdığımızda tam 3 sayfalık yer kaplıyor. (Tablo-1) Gerçekten de şeker, protein, yağ ve birçok vitamin mevcut. Enteresandır hurmada hiç kolesterol yok ve bol miktarda lif içermektedir. 100 gram hurmada 280 kcal’lik enerji bulunmakta ve 21 gram su içermektedir. Hurmadaki vitaminleri ve mineralleri gördüğümde gerçekten çok şaşırdım; A, B1, B2, B6, C, K, niasin, folik asit vitaminleri ile birlikte sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, fosfor, kükürt, klor, demir, çinko, bakır, mangan, flor, iyot gibi birçok mineraller mevcuttur. Hurmaya “İnsanın Halasıdır” diye boşuna dememişler, çünkü insan vücudunda bulunan hemen hemen tüm şeker, yağ, protein, vitamin ve mineraller hurmada da bulunmaktadır. Allah’ın Hz. Âdem’i (as) yaratırken kullanılan toprak çamurundan arta kalanından da hurmayı yarattığı rivayet edilmektedir, bundan dolayı insanlığın halası olarak bilinmektedir.

Evet, O yine doğru söylemişti… “Pekâlâ, O’nun iftarını açarken hurma ile açmasında da mutlaka bazı hikmetler olmalı” diye düşündüm. Ufacık aklımın ve acziyet içindeki tıbbî ilmimin yardımıyla dedim ki: Tüm gün aç kalan vücudumuzu ve nefsimizi hurma ile frenlemekteyiz. Çünkü hurma gerçekten iştahımızı kesiyor ve tokluk hissi oluşturuyor. Böylece azgın iştahımızı hurma ile körleterek, vücudumuzun aşırı derecede yiyecek bombardımanına maruz kalmasına engel oluyoruz.

Kardelen’in geçen sayısındaki (57) yazımda bahsettiğim obez hastamızın 164 kg’dan 140 kg’ya düşerken uyguladığımız (hastanın da onayını alarak) diyetin % 50′sini hurma oluşturmuştu. Yine her türlü diyete cevap vermeyen bir başka obez (şişman) hastamıza (onayını alarak) 2 ay süre ile sadece hurma ve su diyeti verdiğimizde 8 kg’lık bir zayıflama elde ettik. (Hastada herhangi bir yan etki gözlenmedi) Takdir edersiniz ki, 2 hasta ile bu “hurma diyeti”ni tıp hayatına geçirmek çok yanlış olacaktır. İnşallah önümüzdeki günlerde 8 hafta sürecek olan ve 80 obez hastanın katılacağı bir “Hurma-Tokluk Diyeti Çalışması”na başlayacağız.

Bu tıbbî çalışmanın sonuçlarından sonra “Hurma- Tokluk Diyeti”nin ne kadar uygulanabilir olduğunu inşallah hep birlikte göreceğiz.

ABD’nin Irak’taki askerlerini hurma ile beslediği haberini de yorumlarınıza bırakıyorum. Onlar bizi bizden daha iyi biliyorlar.

TABLO: HURMANIN ÖZELLİKLERİ

Besin:Tunus hurması, Miktar: 100 g, Enerji: 280,6 kcal, Karb.h. 65,0 gr
Besin öğesi içerikleri Analiz edilmiş miktarlar
Enerji 280,6 kcal
Su 21,4 gr
prot 2,0 gr(3%)
Yağ 0,5 gr
Karb.h. 65,0 gr(95%)
Lif 8,7 gr
Mineral 1,2 gr
Org. as. 1,3 gr
Alkol 0,0 gr
Vit. A 6,0 µg
Retinol 0,0 µg
Karoten 0,0 mg
Vit. D 0,0 µg
Vit.E (eşd.) 0,2 mg
Vit. E 0,2 mg
Vit. K 10,0 µg
Vit. B1 0,1 mg
Vit. B2 0,1 mg
Niasin 2,0 mg
Niasin eşd. 2,8 mg
Pant. as. 0,8 mg
Vit. B6 0,1 mg
Biotin 5,0 µg
Folik as. 15,0 µg
Topl.fol.as. 21,0 µg
Serb.fol.as. 14,0 µg
Vit. B12 0,0 µg
Vit. C 3,0 mg
Sodyum 5,0 mg
Potasyum 648,0 mg
Kalsiyum 65,0 mg
Magnezyum 50,0 mg
Fosfor 60,0 mg
Kükürt 60,0 mg
Klor 180,0 mg
Demir 1,9 mg
Çinko 0,3 mg
Bakır 0,3 mg
Mangan 0,2 mg
Flor 20,0 µg
İyot 1,0 µg
Manitol 0,0 gr
Sorbitol 0,0 gr
Ksilol 0,0 gr
Tüm şeker alk. 0,0 gr
Glikoz 33,6 gr
Fruktoz 31,3 gr
Galaktoz 0,0 gr
Monosak. 64,9 gr
Sakkaroz 0,1 gr
Maltoz 0,0 gr
Laktoz 0,0 gr
Disak. 0,1 gr
Ol.sak.(emileb 0,0 gr
Ol.sak.(emilem 0,0 gr
Glikojen 0,0 gr
Nişasta 0,0 gr
Polisak. 0,0 gr
Polipentoz. 1,3 gr
Poliheksozlar 1,7 gr
Poliüronik as. 1,7 gr
Selüloz 1,7 gr
Lignin 2,2 gr
Suda çözb.lif 1,6 gr
Suda çözm.lif 7,1 gr
İzolöysin 0,0 gr
Löysin 0,1 gr
Lizin 0,1 gr
Metionin 0,0 gr
Sistein 0,0 gr
Fenilalanin 0,1 gr
Tirozin 0,0 gr
Treonin 0,1 gr
Triptofan 0,1 gr
Valin 0,1 gr
Arginin 0,1 gr
Histidin 0,0 gr
Elzem am.as. 0,6 gr
Alanin 0,1 gr
Aspartik as. 0,1 gr
Glutamik as. 0,2 gr
Glisin 0,1 gr
Prolin 0,1 gr
Serin 0,1 gr
Elz.olm.am.as. 0,7 gr
Bitk. prot. 2,0 gr
Ürik as. 15,0 mg
Purin N 5,0 mg
C4,0 Butirik a 0,0 gr
C6,0 Kaproik a 0,0 gr
C8,0 Kaprilik 0,0 gr
C10,0 Kaprik a 0,0 gr
C12,0 Laurik a 0,0 gr
C14,0 Miristik 0,0 gr
C15,0 P-deken 0,0 gr
C16,0 Palmit.a 0,1 gr
C17,0 Margar.a 0,0 gr

C18,0 Stearik 0,0 gr

C20,0 Arah.as 0,0 gr

C22,0 Behenik 0,0 gr

C24,0 Lignos.a 0,0 gr

Doymuş yağ as. 0,1 gr

C14,1 Miristo. 0,0 gr

C15,1 Pentad.a 0,0 gr

C16,1 Palmito. 0,0 gr

C17,1 Heptad.a 0,0 gr

C18,1 Oleik as 0,1 gr

C20,1 Eik.ap.a 0,0 gr

C22,1 Erusik a 0,0 gr

C24,1 Selak.as 0,0 gr

Tekli doymam.y 0,1 gr

C16,2 Hegsad.a 0,0 gr

C16,4 Hegsad.a 0,0 gr

C18,2 Lin.eik 0,2 gr

C18,3 Lin.nik 0,0 gr

C18,4 Stear.as 0,0 gr

C19,3 Nonad.as 0,0 gr

C20,2 Eikosad. 0,0 gr

C20,3 Eikosat. 0,0 gr

C20,4 Arasid.a 0,0 gr

C20,5 Eikosap. 0,0 gr

C22,2 Dokosad. 0,0 gr

C22,3 Dokosat. 0,0 gr

C22,4 Dokosat. 0,0 gr

C22,5 Dokosap. 0,0 gr

C22,6 Dokosah. 0,0 gr

Çoklu doymam.y 0,2 gr

Kısa zinc.y.as 0,0 gr

Orta zinc.y.as 0,0 gr

Uzun zinc.y.as 0,4 gr

Glis.+Lipoidle 0,1 gr

Kolesterol 0,0 mg

Ekmek birimi 5,4 EB

Sofra tuzu 0,0 gr

Kh_15gr Dğş. 4,3

Kh_6/7gr Dğş. 0,0

Prot_6gr Dğş. 0,0

Yağ_5gr Dğş. 0,0

Çarşamba, 09 May 2012 08:58

Baharın Getirdikleri ve Sağlığımız

Kışın soğuk ve güneşsiz hali yavaşça yerini baharın sıcak ve sevimli yüzüne bırakıyor. Melanosit denen, vücuda renk veren hücreler, bahar aylarında artıyor ve cildimiz canlanıyor. Baharın ılık ve güneşli, aynı zamanda rüzgarlı havası doğanın uyanıp, canlanmasını sağlarken insan sağlığı için bazı mevsimsel riskleri de beraberinde getirmektedir. İnsan ruh sağlığından tutun da cilt, kalp-damar sistemi, sindirim sistemi ve solunum sistemi gibi birçok sistemi etkilemektedir.

İnsan vücudu bahara geçiş döneminden nasıl etkileniyor?

İnsan vücudunun kendine özel bir yapısı vardır. Birçok etkene duyarlı canlı kimyasının dengeleri çok hassastır. İç ve dış etkenler bu biyolojik yapıyı yakından etkilerler. Dış etkenlerden en önemlisi ise sıcaklık ve soğukluk farklarıdır. Kış şartlarına uyum sağlayan vücut, havaların ısınmasıyla ve baharın gelmesiyle birlikte yeni koşullara uyum sürecine girer. Bu mevsimsel değişim insan biyoritmini olumsuz etkilemektedir. Ayrıca bahar aylarında havadaki elektrik yükü artmaktadır. Vücut kimyası da tüm bu etkilerle şaşkınlığa uğrar ve adaptasyon mekanizmaları ile uyuma çalışır.

Bahar yorgunluğu bir hastalığın habercisi midir?

Yorgunluk birçok sebeple oluşabilir. Güçsüzlük, isteksizlik ve uykusuzluk gibi belirtilerle kendini gösterir. Ruhsal veya fiziksel yorgunluk olabilir. Baharda hissedilen her yorgunluk sadece mevsimsel olarak açıklanamaz. Eşlik eden başka şikayetlerin varlığı önemlidir. Eğer eşlik eden başka şikayetler de mevcutsa bir hekime başvurmak gerekir. Baharda oluşan ani sıcaklık ve basınç değişikleri insanlarda yorgunluk ve stres gibi etkiler oluşturur. Vücudumuzun sıvı, vitamin ve mineral ihtiyacı artar. Eklem ve kas ağrılarında artış ve uyku düzensizlikleri ortaya çıkabilir. Yorgunluk sorunu olan hastalar B vitamini içeriği yüksek olan kepekli gıdalar almalıdırlar. C vitamininden ve magnezyum, potasyum, çinko gibi minerallerden zengin meyve ve sebzelerle beslenmeye ağırlık vermelidirler. Tuzlu gıdalardan uzak durulması gereklidir. Günde mutlaka 2-3 litre su tüketilmelidir. Sabah yapılacak aerobik egzersizler ve tempolu yürüyüşlerde yorgunluğu gidermede faydalıdır.

Baharda artan alerji ve astım hakkında neler söyleyebiliriz?

Havaların ısınması, nem farklılıkları, basınç değişikleri ve bunların beraberinde canlanan doğayla artan polenler, alerjik tabloların artmasında önemli bir rol oynar. Astım bronşit, Alerjik nezle, Göz nezlesi, cilt alerjileri önemli oranda artar. Ağaçlar, otlar ve çayırlar polen yayarak alerjik hastalıkların başlamasına neden olur. Alerjenler vücuda solunum,sindirim veya deri temasıyla girebilir. Polenler rüzgarın etkisiyle çok uzak yerlere taşınabilmektedir. Polenler en yoğun sabah erken saatlerde bulunur. Sıklığı artan burun kaşıntıları ve akıntıları, hapşırmalar, Alerjik nezle denen hastalığın belirtileridir. Kişinin günlük aktivitesini çok fazla engellemeyen fakat sıkıntı verici bir tablodur. Astım hastalığı olanların hastalıklarının şiddeti baharda artar. Nefes darlığı, öksürük ile kendini gösterir. Baharda ısı değişikliklerine uyum sürecinde sinüzit, farenjit, bademcik iltihapları ve akciğer enfeksiyonları, korunma eksikliği nedeniyle artmaktadır.

Önlem olarak, sabah saatlerinde evin havalandırılmaması, giysilerin yatak odasında çıkarılmaması, özel filtreli hava temizleyiciler kullanılması sayılabilir.

Kalp ve damar hastaları bu süreci nasıl geçiriyor?

Kışın vücudu kaplayan deri ve deri altındaki damarlarda büzüşme olur. Böylece vücut ısı kaybetmemeye çalışır. Damarlar daraldığı için de kanın büyük bölümü beyin, kalp ve böbrekler başta olmak üzere önemli organlara gider. Havaların ısınması ile bu durum tersine döner. Damarlar genişlemeye başlar, cilt altı kan dolaşımı hızlanır. Organlardaki kan miktarı azalarak kan damar içi dolaşımda kalır . Bu durum insanın biyolojik yapısında da birtakım değişikleri beraberinde getirir. Mesela damarlar genişlediği için tansiyon düşebilir. Bu nedenle ilkbahar damar hastalarının rahatladığı bir dönem olarak bilinir. Organların hassasiyeti baharda kanın organlardan çekilmesinden kaynaklanır. Kalbin taşıdığı yük de bu dönemde azalır. İlkbahar döneminde kalp ve damar hastalarının kendisini daha iyi hissetmesinin nedeni hormonal değişikler yanında, organların kanın oluşturduğu ağırlıktan kurtulmasıdır.

Bahar döneminde mide rahatsızlıkları neden artıyor?

Baharda sık görülen rahatsızlıklardan birisi de mide ve barsak şikayetlerinin artmasıdır. Taze meyve ve pişirilmeden tüketilen sebzeler sindirim şikayetlerini artırmaktadır. Mide kanamaları da bu dönemde daha sık görülür. Kan dolaşımı azalan mide, daha fazla asit üretmeye başlar. Baharda sindirim sisteminde ülser ve gastritin aktivasyonundaki artış dışında barsak aktivitesinde de değişiklik meydana gelir. Barsaklarda gaz, kabızlık ve ishal yakınmalarının birlikte görüldüğü ‘Hassas Barsak Sendromu’ denilen hastalığın görülme sıklığı da artar.

Çarşamba, 09 May 2012 08:56

Obezite (Şişmanlık)

Obezite, şişmanlık demektir. Obezite, genetik ve çevre etkileşimleri olduğu gibi irade yetersizliği ile açıklanamayacak kadar ciddi, karmaşık ve kronik bir hastalıktır.Vücutta fazla miktarda yağ dokusunun olması sebebiyle gelişir, çok sayıda faktöre bağlıdır ve tıbbi tedavi gerektirir. Obeziteden, besinlerle aşırı miktarda alınan yağlar ve fiziksel aktivite eksikliği sorumludur. Şişmanlığın en önemli risk faktörlerini fiziksel aktivitede azalma, beslenme alışkanlıkları, yaş, cinsiyet , ırk, eğitim düzeyi, evlilik, doğum sayısı, genetik oluşturmaktadır.

Obezite % 25-40 oranında genetik olarak geçer.Özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde tıpkı bulaşıcı bir hastalık gibi hızla yayılmaktadır. Ülkemizde toplumun %25’i şişmandır(erkeklerin %7.9’u, kadınların %23.4’ü). Obezite son 15 yıldır gelişmiş ülkeler başta olmak üzere hızla artmaktadır. Aynı oranda artmaya devam ederse Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’de 2030 yılında nüfusun %100’ü şişman olacaktır.

Normal olarak yağ, vücut ağırlığının erkeklerde %20′sini, kadınlarda %25′inioluşturur. Yağ dokusu, vücuttaki en büyük ve en verimli enerji deposudur. Yağdan metabolize edilen enerji miktarı, karbonhidratlar ve proteinlerin yaklaşık iki katıdır. Vücuttaki bu yağ miktarının artması sonucunda obezite oluşuyor. Obeziteyi “Vücut Kitle İndeksi (VKI)= Vücut ağırlığı(kg) / Vücut yüzeyi(m2)” ile belirleriz. VKI’lerine göre insanları şöyle gruplandırabiliriz:

Vücüt Kitle İndeksi 18.5 den az olanlara zayıf

18.5- 24.9 arasında olanlara normal

25 – 29.9 arasında olanlara fazla kilolu

30 – 39.9 arasında olanlara şişman (obez)

40 dan büyük olanlara ölümcül şişman denir.

Toplumdaki insanların vücut kitle indexine göre %25’i normal, %25’i normal kilolu olmakla beraber şişmanlığa genetik olarak eğilimli, %25’i fazla kilolu, %15’i şişman ve %10’u ölümcül şişmandır.

 Obezitenin yüksek sağlık harcamalarına yol açtığı en önemli hastalıklar şunlardır: Koroner kalp hastalığı (kalpkrizi gibi), yüksek tansiyon (hipertansiyon), kan yağlarının yükselmesi (hiperkolesterolemi ve hipertrigliseridemi), damar sertliği (atheroskleroz), şeker hastalığı(diabetes mellitus), inme (felç), gut hastalığı, eklemlerde kireçlenme, topuk dikeni, bazı kanserler (meme, rahim, safra kesesi, kalın barsak, prostat kanserleri), yemek borusu iltihabı (özofajit), mide fıtığı, safra kesesi taşları, karaciğerde yağlanma, cilt çatlamaları, ciltte aşırı kıllanma (özellikle kadınlarda), uykuda nefes alamama (uyku apnesi), psikososyal durumda kötüleşme (özgüvende azalma, sosyal yaşamdan uzaklaşma, sıkıntı, anksiyete ve depresyon, sigara ve alkol alışkanlığı, fiziksel aktivitede azalma, işsizlik), erken ölümler (1990 yılında ABD’de ölüm nedenlerinin başında sigara, ikinci sırada ise obezite gelmektedir). Obezlerde kalp ve damar hastalıklarından ölüm oranı, obez olmayanlara göre 4 kat daha fazladır. Obezlerde hipertansiyon, obez olmayanlara göre 3 kat daha sık görülür. Görüldüğü gibi obezite sadece kültürel, ticari ya da kozmetik/estetik bir sorun değildir.

Şişmanlık mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Bu tedavinin ilkelerini eğitim, diyet, egzersiz, bozulmuş yeme alışkanlığının düzeltilmesi, ilaç kullanımı ve cerrahi müdaheleler oluşturmaktadır. Hastalığın ve tedavinin temel taşları olan psikiyatri uzmanı, iç hastalıkları uzmanı, diyetisyenin uyum içinde ve sabırla çalışması gerekir.VKI %30’dan büyük olan tüm hastalara tedavi başlanmalıdır. Şeker hastalığı ve kalp-damar hastalığı olanların tedaviye alınma şartı ise VKI’nin %27’den büyük olmasıdır. Obezite tedavisinin en önemli amaçlarını kilo verilmesinin sağlanması, risk faktörlerinin iyileştirilmesi, uygun süre içinde kilo verilmesi, tekrar kilo alımının uzun dönemde engellenmesi, aktif bir hayat düzeninin sağlanması, hayat kalitesinin artırılması oluşturmaktadır.

 Şişmanlık ümitsiz bir hastalık değildir, fakat tedavi edilmezse ümitsiz hastalıklara yol açabilir.Sağlık kaybedilmeden kıymeti bilinmesi gereken bir değerdir.

Çarşamba, 09 May 2012 08:56

Somato-Psikotik Hastalıklar

Psikolojik hastalıkların insan vücudu üzerine olumsuz etkileri mevcuttur. Depresyon, anksiyete, psikoz gibi psikolojik hastalıklar, kalb, damarlar, beyin, mide- barsak, bağışıklık hücreleri ve diğer kan hücreleri gibi bir çok sistemi olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu psikolojik hastalıkları olanlarda kolaylıkla kalp krizi (MI), yüksek tansiyon (hipertansiyon), beyin kanaması (felç), midede gastrit ve ülser, sık sık enfeksiyona yakalanma, kanser, kansızlık gibi hastalıklar kolaylıkla oluşabilmektedir.

Vücutun yapısını oluşturan karbonhidrat, protein, yağ, vitamin, mineral, element, hormon gibi temel taşların kendi içinde bir dengesi vardır. Bu temel yapıların miktarları normal olduğu sürece vücutta herhangi bir hastalık oluşmamaktadır. Fakat bu yapı maddelerinin miktarı arttığında veya azaldığında öncelikle organik (somatik) hastalıklar oluşur, ayrıca bazı ruhsal (psikotik) hastalıklar da oluşabilir. Örnek verecek olursak:Tiroid hormonları düşük olan hastalarda (hipotiroidi) çok sık depresyon gözlenmektedir. Yine aynı şekilde kansızlığı olan (anemi) kişilerde de anksiyete ve depresyon oldukça fazla görülmektedir. Psikozu olan hastalarda da lityum eksikliği tespit edilmiştir, yani lityum düşüklüğünden dolayı ruhsal bir hastalık meydana gelmektedir. Kan şekeri düşen kişilerde saldırgan tavırlar ve şuursuzca davranışlar gözlenmektedir. Tiroid hormonları yüksek olan hastalarda (hipertiroidi) aşırı sinirlilik mevcuttur.

İntihar girişiminde bulunan (suicid) kişilerin kolesterol değerlerinin çok düşük olduğu tespit edilmiş, yani kolesterolün düşük olması intihar girişimi oluşturacak kadar büyük psikolojik bozukluklara yol açabilmektedir. Major Depresyon’da beyindeki serotonin, norepinefrin ve dopamin hormonlarının miktarlarındaki anormallikler sonucunda olmaktadır. Görülüyor ki, vücudun organik (somatik) hastalıkları, psikotik hastalıklara sebep olmaktadır, işte bu oluşan ruhsal hastalıklara “SOMATO-PSİKOTİK HASTALIKLAR” ismini veriyorum.

Dünya’mızda sosyolojik sarsıntılar oluşturan bazı cinayetler vardır:Papa suikastı, Uğur Mumcu cinayeti, Turgut Özal’ın vurulması ve daha bir çokları ile birlikte sonuncusu Hyrant Dink cinayeti. Bu suçları işleyen veya kullanılarak suçları işlettirilen kişilerin ruhsal yönden normal olmadıkları aşikardır. Bu kadar büyük eylemleri gerçekleştiren veya çok kolayca kullanılan psikotik bozukluğu olan bu kişilerde altta yatan somatik bozuklukların olabileceğini düşünmekteyim. Yani bu kişilerde psikolojik hastalıklar mutlaka ilgili mercilerce araştırılmakta ve psikolojik bozukluğu tespit edilmektedir. Suç maşalarının bu kadar kolay kullanılmalarının altında yatma ihtimali yüksek olan somato-psikotik hastalıkların araştırılmasının yerinde olacağı düşüncesindeyim.

Sayfa 1 / 2

Muayenehanemesutbasak qrcode

 list-style-home

Kısıklı Mh. Alemdağ Cd. Santral Durağı Emanet Apt Kat:1 No:117/2

(Çamlıca Medicana Hast.Yanı) Ümraniye/İSTANBUL

 list-style-phone  216 344 34 24
 list-style-email   Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
 list-style-twitter  DrMesutBasak